BULAŞICI HASTALIKLAR

 

Akut Barsak Enfeksiyonları (İshaller)

İshal, bulantı, kusma, ateş ve karın ağrısının görüldüğü mide ve bağırsakların iltihabıdır. 

Akut gastroenteritler genellikle bir virus veya bakteri, nadir olarak da bir parazitin vücuda alınmasıyla meydana gelir.

Nasıl Bulaşır?

Hastalık etkenini içeren dışkı ile kirlenmiş olan yiyeceklerin yenilmesiyle, su veya diğer içeceklerin içilmesiyle ve hastalık etkeni ile temas etmiş kirli ellerin ağıza götürülmesi ile bulaşır. Güvenli içme ve kullanma suyuna ulaşımın sağlanamadığı bir bölgede, su içmek, yemek yapmak, bu suları temizlik amaçlı kullanmak ishalli hastalıkların görülme olasılığını artırmaktadır. Ayrıca kişisel hijyen şartlarının kötü olduğu durumlarda hastalık kişiden kişiye de bulaşabilir. Diğer bir yayılma yolu ise hijyenik olmayan şartlarda hazırlanmış veya saklanmış yiyeceklerin tüketilmesidir. Kirli su, yıkama sırasında yiyeceklere hastalık etkenlerinin bulaşmasına neden olabilir. Kirli sulardan yakalanmış balık ve deniz ürünleri de akut gastroenteritler için kaynak olabilirler. 

Belirtileri Nelerdir 

  • İshal
  • Bulantı 
  • Kusma 
  • Karın ağrısı gibi belirtilerin bir veya birkaçı görülebilir.
  • Bazen bu belirtilere ateşte eşlik edebilir.

Hastalığın etkeni ne olursa olsun tüm gastroenteritlerde ishal görülür.

İshal (diyare):  Bağırsak hareketlerinin artması, dışkı miktarının fazlalaşması ile günlük dışkı sayısının artması ve dışkı kıvamının bozularak yumuşak, sulu bir görünüm alması olarak tanımlanır. Virüsler ile gelişen ishalde dışkıda kan görülmez. Bazı bakteriler kanlı, sümüksü bir ishale neden olurken, bazıları kansız, sulu veya su gibi dışkıya da yol açar. Akut gastroenteritlerde bulantı, kusma, karın ağrısı ve ateş sık olarak gelişir. Bütün bu belirtilere bağlı olarak, bağırsakta gaz toplanması, baş ağrısı, halsizlik ve dehitratasyon da görülür. 

Dehidratasyon:Dehidratasyon, vücuttan fazla miktarda su-sıvı kaybı olmasıdır. Dehidratasyon, bebekler ve küçük çocuklarda daha sık görülür. İshal, kusma ve ateş sonucu gelişen sıvı kaybı vücudun elektrolit (tuz ve mineral) dengesini de bozabilir. Bebeklerde ve küçük çocuklarda birkaç saat içerisinde vücuttan aşırı sıvı kaybı olabilir. Hafif dehidratasyon geliştiğini gösteren belirti hastanın susamış olmasıdır. Vücuttan su kaybı arttıkça susuzluğa ek olarak dudak ve ağız kuruluğu, uykuya meyil, gözyaşında azalma veya gözyaşının gelmeyişi, göz kürelerinde çökme, nabızda hızlanma, el ve ayaklarda soğukluk, derin veya hızlı solunum, idrar miktarında azalma olabilir. Ağır dehidratasyonda bunlara ek olarak dalgınlık, kan basıncında düşme, hiç idrar çıkarmama ve şok görülebilir. 

Tanısı Nasıl Konur? 

Hasta öyküsü ve muayene bulguları genellikle akut gastroenterit tanısı için yeterlidir. Bazı bakteri ve parazitlerin oluşturduğu ishallerin tedavisinde antimikrobiyal ilaçların kullanılması gerektiğinden, hastalık etkeninin bu mikroplardan biri olabileceği düşünüldüğünde bunlara yönelik dışkı tetkikleri ve diğer tetkikler yapılabilir. Kanda tuz ve minerallerin düzeyine bakılması gerekebilir.

Tedavisi Nasıldır?

Akut gastroenteritlerin çoğu kendiliğinden düzelir. Tedavi genellikle semptomlara yönelik uygulanmaktadır.

Kişiler tarafından hastalık döneminde yağsız ve posasız gıdalar tüketilmeli ve ağızdan bol sıvı alınmalıdır.

Doktor tarafından uygun görüldüğü takdirde ve doktorun önerdiği şekilde ilaç kullanılmalıdır

İshal kesici ilaçlar kullanılmamalıdır. 

İshal düzelene kadar yağsız ve posasız gıdalarla ishal diyeti uygulanır ve hastanın ağızdan bol sıvı alması sağlanır. İshale bağlı gelişen sıvı ve tuz kaybı oldukça önem taşır. Bu nedenle su kaybının derecesi belirlenip, kayıp az miktarda ise ağız yoluyla, şiddetli ise damar yoluyla (serum) yerine konması gerekir. 

Antibiyotik genellikle gereksiz ve etkisizdir. Ancak belirli durumlarda ve bazı mikroorganizmalarla oluşan ishallerde antibiyotikle tedavi gerekebilir. 

İshal süresinde iştahsızlık sıktır. Çocuk zorlanmamalı, besinler sık ve ufak öğünler şeklinde verilmelidir. İshalin erken döneminde çocuğun aç ve susuz bırakılmaması, alışık olduğu sıvı besinlerin alabildiği miktarlarda verilmesine devam edilmesi,  sıvı ve tuz kaybının gelişmesini önlemeye yeterlidir. Anne sütü alan bebeklerde emzirme devam ettirilir. Büyük çocuk ise alışık olduğu sıvı besinler ile beslemeye devam edilir. Yoğurt, ayran gibi besinler besin değeri yüksek olan yağsız et, katı yumurta gibi besinler tercih edilmelidir. İshal durana kadar liften zengin besinler (fazla posa bırakan çiğ sebze ve meyveler) bağırsak hareketlerini arttırdığı için önerilmez. Yağ emilimi bozulmamış olmasına karşın çok yağlı besinler bağırsaklardan geçişi hızlandırdığı için birkaç gün verilmez.

Korunma Yolları Nelerdir?

El yıkama; akut gastroenterite yol açan mikropların bulaşmasını önleyen en önemli yöntemdir.

Kişisel korunma önlemi olarak;

Ellerinizi;

  • Yemeklerden önce ve sonra, 
  • Yemeklerinizi hazırlamadan önce ve sonra 
  • Tuvaletten önce ve sonra,
  • Bebeğinizin beslemeden önce, altını temizledikten önce ve sonra, daima sabunla, bol ve temiz su kullanarak yıkayınız.
  • Ellerinizi yıkarken her tarafını (ön ve arka parmak aralarını, tırnak içlerini ) iyice temizlediğine emin olana kadar yıkamaya özen gösteriniz.

Su güvenliğiniz için;

  1. Mutlaka temiz su tüketiniz. 
  2. Mümkünse resmi izinli ambalajlı su kullanınız.
  3. Bulunduğunuz bölgedekuyu suyu yada depo suyu kullanılıyorsa, klor kullanma talimatına uygun şekildemutlaka suyunuzu  klorlayınız.
  4. Kaynağını bildiğiniz ve temizliğinden emin olduğunuz suları kullanınız.
  5. Zorunlu hallerde suyunuzu en az 10 dakika kaynatarak kullanınız.

Gıda güvenliğiniz için;

  1. Tüm meyve ve sebzeleri tüketmeden hemen önce bol ve temiz su ile yıkayınız.
  2. İyice piştiğinden emin olduğunuz gıdaları tüketiniz.
  3. Pişirilmiş dahi olsa uygun şekilde saklanmayan gıdalarda mikrop üreyebileceğini unutmayınız, bu nedenle uygun şekilde saklanan gıdaları tüketiniz
  4. Açıkta satılan gıda maddelerini kesinlikle tüketmeyiniz.
  5. Kümes hayvanları, kasaplık hayvan etleri ve ürünleri tam olarak pişirdikten sonra tüketiniz.
  6. Pastörize edilmiş süt ve süt ürünleri kullanınız.

Unutulmamalıdır ki hasta kişiler, ishali düzeldikten sonra birkaç gün içinde de bulaştırıcı olabilir. Aile içinde hastalığın yayılımını önlenmek için hastanın kullandığı tabak, çatal, kaşık, bıçak temizlenmeden başkalarınca kullanılmamalı, hastanın özellikle dışkı ile temas etmiş kirli kıyafetleri sıcak su ile yıkanmalı, tuvalet klor içeren temizleyicilerle ya da çamaşır suyuyla temizlenmelidir.

Kimler Riskli Gruptadır?

Hastalıktan en çok kişisel temizlik kurallarına dikkat etmeyen, el yıkama alışkanlığı olmayan, yiyecekleri tüketmeden önce iyi yıkamayan ve yeterince pişirmeden yiyen, güvenli içme ve kullanma suyuna ulaşımın olmadığı toplum/kişiler ve çocuklar etkilenmektedir.

Akut ishal belirtileri göstermeleri durumunda hastaların; özellikle çocuk, yaşlı ve hamilelerin sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir.

Avian İnfluenza (Kuş Gribi)

Kuş gribi, (Avian influenza, Tavuk Vebası, Pestis Avium, Bird Flu olarak da isimlendirilmektedir) influenza virüslerinden A tipinin neden olduğu, evcil ve yabani kanatlılar ile memeli hayvanların çoğunda solunum ve sindirim sistemine ait belirtiler gösteren, ölümle sonuçlanan çok bulaşıcı bir hastalıktır. Kuşların çoğu enfeksiyona duyarlıdır, ancak bazı kuş türleri daha dirençlidir. Enfeksiyon kuşlar arasında oldukça hızlı yayılır ve öldürücü seyreder.

Nasıl Bulaşır?

Kuş gribi virüsleri genellikle insanları doğrudan enfekte etmez ve insanlar arasında dolaşmaz. İnsanda kuş gribi virüsleriyle oluştuğu bildirilmiş doğal enfeksiyon sayısı çok azdır. Kuş gribi kümes hayvanlarını etkileyen bir salgın esnasında; hasta hayvanların dışkılarıyla veya bu dışkılarla kirlenmiş yüzeylere temas edilmesi ve enfekte hayvanlar ile yakın temas halinde virüsün insanlara bulaşması mümkün olabilmektedir.  

Dünya Sağlık Örgütü tarafından insandan insana geçiş olmadığı belirtilmekle birlikte literatürde sağlık çalışanları, kümes hayvancılığında çalışan işçiler ve aile üyeleri arasında şüpheli geçiş olguları bildirilmiştir. Kuş gribinin sağlık çalışanları, aile bireyleri, tavukçuluk yapanlar ve tavuk imha ekiplerinde çalışanlarda insandan insana çok sınırlı bir biçimde de olsa bulaşabildiği anlaşılmaktadır.

Belirtileri Nelerdir?

Hastalık belirtileri insanlarda konjuktivitten, grip benzeri hastalık semptomlarına (örn. ateş, öksürük, boğaz ağrısı, kas ağrısı), hatta hastaneye yatış gerektiren alt solunum yolu enfeksiyonlarına (pnömoni) kadar değişebilir. 38 °C’nin üzerinde ateş ile birlikte; 

  • Öksürük, 
  • Boğaz ağrısı, 
  • Kırıklık, 
  • Nefes darlığı 
  • İshal yakınmalarından bir ya da birkaçı bir arada görülmektedir. 

Tedavisi Nasıldır?

Hastalığın tedavisinde antiviraller (oseltamivir ve zanamivir) kullanılmaktadır. Bu ilaçların, belirtiler başladıktan sonra ilk 48 saat içinde başlanması gerekmektedir.

Hasta insanlarla teması olan veya ölü ya da canlı hasta hayvanlarla veya hayvan atıklarıyla doğrudan teması olan ve semptomları olan kişiler en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. 

Eğer Bir Kişi Kuş Gribi Enfeksiyonu Açısından Şüpheleniliyorsa Ve Hastaneye Yatması Gerekmiyorsa;

  • Kuş Gribi enfeksiyonu için riskli teması olan kişiler son temaslarından sonraki 10 gün boyunca ateş, öksürük, solunum sıkıntısı ile baş ağrısı, boğaz ağrısı, bulantı-kusma ve ishal gibi diğer erken semptomların olup olmadığını takip etmeli,
  • Evindeki ve toplumdaki diğer kişilere hastalığı bulaştırma riski nedeni ile evindeki diğer kişilerden farklı bir odada oturmalı,
  • Öksürdüğünde veya hapşırdığında bir mendille (tercihen kağıt mendille) ağzını kapatmalı, 
  • Kullanılmış mendillerini delik olmayan naylon poşete koyup poşetin ağzı kapatılarak ikinci bir naylon poşet içerisinde atmalı, 
  • Ellerini sıklıkla yıkamalı,
  • Başka bir kişi/kişiler ile aynı ortamı (ev, sokak, toplu taşıma araçları, hastane vb.) paylaştığı zaman yüz maskesi takmalı,
  • Kişisel eşyalarını başkaları ile paylaşmamalı; ev halkının bardak, tabak, havlu gibi eşyalarını kullanmamalı; eğer kullanması gerekirse bu eşyaları iyice su ve sabunla yıkamalı,
  • Bulgularını takip etmeli, eğer hastalığında bir kötüleşme olursa acil tıbbi yardım istemelidir.

Korunma Yolları Nelerdir? 

Hasta olmamak için:

  • Hastalık şüphesi olan ölü ya da canlı kanatlı hayvanlarla temas edilmeden önce gerekli temas önlemleri (eldiven ve maske) alınmalıdır.
  • Şüpheli materyale çıplak elle dokunulduğunda eller mutlaka sabunla yıkanmalıdır.
  • Denetimden geçmiş ürünler tüketilmelidir.
  • Kanatlı hayvanlar uygun koşullarda iyice (700C) pişirilmelidir, az pişmiş olarak tüketilmemelidir.
  • Hastalık şüphesi olanlar hızlıca sağlık merkezlerine başvurmalıdır. Hasta olan veya hasta olduğundan şüphelenilen kişilerle temas eden aile yakınları ve sağlık çalışanları koruyucu maske ve önlük kullanmalıdırlar.

Aşısı

Dolaşan virüslerdeki majör veya minör antijen değişiklikleri nedeniyle grip aşısının bileşimi her yıl değişmektedir. Halen var olan grip aşıları insana özgü influenzavirüs suşlarına karşı koruyucudur ve H5N1 ve diğer kuş gribi virüslerine karşı korunma sağlamaz. Bununla birlikte, kümes hayvanları arasında patojenitesi yüksek kuş gribi salgını yaşanan ülkelerde temas riski yüksek olan kişilere, bu aşının yine de kullanılması önerilmektedir. Böylece insana özgü influenza virüsü ve kuşa özgü influenza virüsü ile oluşabilecek bir ko-enfeksiyon sırasında herhangi bir gen değiş tokuşu olması, dolayısıyla pandemik potansiyeli olan bir suşun ortaya çıkması olasılığı azaltılabilir.

Kimler Riskli Gruptadır?

Ölü ya da canlı hasta hayvanlarla veya hayvan atıklarıyla doğrudan teması olan kişiler en büyük risk altındadırlar. Ayrıca hasta insanlarla teması olan sağlık çalışanları da risk altındadır.

Basilli Dizanteri

Basilli Dizanteri; Shigella türlerinin neden olduğu akut bir gastrointestinal enfeksiyon tablosudur. Etken bakteri için doğadaki tek kaynağı insan olduğundan dolayı, hastalık toplumda su kaynaklarının ve gıdaların insan kaynaklı fekal kontaminasyonu (dışkı ile kirlenme) sonucu yayılır. 

Nasıl Bulaşır?

Çok az sayıda Shigella grubu bakterinin bulunması (yalnızca 10 bakteri) bile hastalığın görülmesine neden olabilir. Hastalık etken olan bakteri ile kirlenmiş su ve besinler aracılığı ile bulaşır. Temizlik koşullarının yetersiz olduğu, yeterli ve güvenli kullanma suyunun bulunmadığı, ellerin yıkanmadığı ortamlarda fekal-oral yoldan yayılma hızla meydana gelir. Özellikle suya kanalizasyon karışması halinde su kaynaklı salgınlar ortaya çıkar. Bulaşma kişiden kişiye de olabilir. Hasta veya taşıyıcıdan dışkı-ağız yolu ile doğrudan veya dolaylı olarak geçer.

Belirtileri Nelerdir?

Hastalığın belirtilerinin başlaması genelde mikroorganizmanın oral yolla (ağız yoluyla) alınmasından 2-4 gün sonra başlar, ancak bir haftaya kadar da uzayabilmektedir. Hastalık genelde birkaç gün sürmekle birlikte bazı zamanlarda haftalarca da sürebilir. Shigella; bağırsak mukozasını tahriş ederek ishale neden olmaktadır. Baş ağrısı, bulantı-kusma, hızla 38°C ve üstüne yükselen ateş, kramp tarzı karın ağrısı, tenesmus (ağrılı dışkılama)  ile birlikte başlayan kanlı ishal yakınmaları olur. Dışkıda kan, mukus veya irin bulunabilir. Ancak vakaların üçte birinde sadece sulu dışkı olabilir. Ender vakalarda (küçük çocuklar) havale görülebilir. Hastalığın iyileşme süreci 4-7 gün sürer.

Tanısı Nasıl Konur?

Shigellaların neden olduğu klinik tablo başta amipli dizanteri olmak üzere diğer dizanteri benzeri tablolardan ayırt edilemediğinden dolayı, tanı laboratuvar incelemesine dayanır. Özellikle tedavinin yönlendirilmesinde (antibiyotik veya antiparaziter ilaç uygulaması ayrımı için) laboratuvar sonucu kritik önem taşır. Klinik bulguların yanı sıra hastadan alınan dışkı numunelerinden yapılan kültürde etken üretilmesi ile tanı konur.  Ayrıca antibiyotik direnci de araştırılmalıdır. 

Hastalık toplumda su kaynaklarının ve gıdaların insan kaynaklı fekal kontaminasyonu (dışkı ile kirlenme) sonucu yayılır ve bu bölgelerde yaşayan insanlar en fazla etkilenmektedir.

Tedavisi Nasıldır?

Uygun antibiyotik ve sıvı-elektrolit desteği yanında sindirimi kolay besinler ve bol su verilmelidir.  Hasta kişilerin en kısa zaman da hekime başvurmaları gerekir.

Korunma Yolları Nelerdir?

  • Hastalığın aşısı yoktur.
  • İçme ve kullanma sularının kontrolü, yaşam koşullarının hijyen şartlarına uygun hale getirilmesi ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi temel korunma önlemleridir. 

Gelişmiş bir kanalizasyon sisteminin bulunmadığı ve güvenli içme suyunun sağlanamadığı koşullarda, hastalığın toplumda yayılımının önlenmesi pratik olarak mümkün değildir. Bu nedenle ulusal halk sağlığı stratejileri arasında kanalizasyon sistemlerinin iyileştirilmesi, su ve gıda hijyeninin sağlanması, halkın eğitimi ve antibiyotik kullanımı konularının işlenmesi yer almalıdır.

Kimler Riskli Gruptadır?

Hastalık toplumda su kaynaklarının ve gıdaların insan kaynaklı fekal kontaminasyonu (dışkı ile kirlenme) sonucu yayılır ve bu bölgelerde yaşayan insanlar risk altındadır.

Botulizm (Botulismus)

Hemen ve yeterli tedavi edilmezse yüksek ölüm oranına sahip olan Botulizm hastalığının etkeni Clostridium botulinum’dur. Toksini ısıyla değişme eğilimindedir ve 80°C’de 10 dakika veya daha fazla sürede ısıtma ile yok edilebilir. 

Bulaşma Yolu

Gıda kaynaklı botulizm mikroorganizmanın gelişimi esnasında üretilen toksini içeren gıdanın tüketilmesi ile oluşan ciddi bir gıda zehirlenmesidir. Botulismus toksini, konserve mısır, biber, yeşil fasulye, çorba, pancar, kuşkonmaz, mantar, olgun zeytin, ıspanak, ton balığı, tavuk ve tavuk ciğeri ve ciğer kafa ve hafif öğle yemeği etleri, jambon, sosis, doldurulmuşpatlıcan, ıstakoz ve tütsülenmiş ve tuzlanmış balık gibi gıdalarda saptanmıştır. Yıllık olarak kaydedilen birçok salgının, yetersiz işlenmiş gıdalarla, ev yapımı konservelerle alakalı olduğu görülmüştür. Zaman zaman ticari üretilen gıdalarda da rastlanmıştır. Sosisler, et ürünleri, konserve sebzeler ve deniz ürünleri insan botulizmi için en sık karşılaşılan gıda ürünleridir.

Belirtiler

Gıda kaynaklı botulizm (aslında gıda kaynaklı intoksikasyon-zehirlenme) bakteri tarafından üretilen toksin içeren gıdanın tüketilmesi ile ortaya çıkan hastalıktır. Kuluçka süresi 4 saat ile 8 gün arasında değişmesine rağmen, gıda kaynaklı botulizmin başlangıç belirtileri toksinli gıdanın tüketiminden sonraki 18-36 saat arasında ortaya çıkmaktadır. 

Zehirlenmenin erken belirtileri, belirgin halsizlik, zayıflık ve baş dönmesidir. 

Bulanık görme ve çift görme, ağız kuruluğu,konuşma ve yutkunmada zorluk çekme, kalp atımında azalma, tansiyon düşüklüğü, nefes alıp vermede zorluk, diğer kasların zayıflığı, ağrılı şişmeler, ciltte beklenmedik renk değişiklikleri, terleme bozuklukları, karın ağrısı, bulantı, kusma ve kabızlık genel belirtileri arasında yer almaktadır. Tedavi edilmediği takdirde yüksek ölüm oranına sahiptir.

Korunmak için neler yapılır? 

Ev konservelerinin hazırlanması sırasında yeterli ısı ve basınç uygulanmak ve tüketilmeden önce 10 dakika kaynatmak gerekir.

  • Şişmiş konservelerin açılmaması, kokuşmuş besinlerin yenilmemesi gerekir.
  • Mikrodalga fırınlar ne sporu öldürür ne de toksini etkisiz hale getirir.

Gonore (Bel Soğukluğu)

Gonore (Bel soğukluğu) cinsel yolla bulaşan yaygın hastalıklardan biridir. Etkeni Neisseria gonorrhoeae olup özellikle üreme sisteminin serviks (Rahimağzı), rahim, tüpler ve üretra (İdrar yolları) gibi sıcak ve nemli bölgelerinde kolayca çoğalabilmektedir. Ayrıca ağız, boğaz, göz ve anüs bölgelerinde de saptanabilmektedir.

Nasıl Bulaşır?

Gonore; penis, vajina, ağız ve anüs temasıyla bulaşabilmektedir. Hastalığın anal veya oral yolla da bulaşabilmesi nedeniyle homoseksüel ilişkilerde de bulaşıcılık söz konusudur. Gonore hastaları partnerleri ile birlikte tedavi edilmezse hastalık eşler arasında bulaş ile tekrar ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca hastalık; hamile anneden çocuğa vajinal doğum sırasında geçebilmektedir. Neisseria gonorrhoeae’nin tuvalet kağıdında 3 saat, klozet kenarında ve havluda 24 saate yakın yaşayabildiği de bildirilmiştir.

Belirtileri Nelerdir?

Erkekte şüpheli cinsel temas sonrası 2-7 gün içinde akut pürülan üretral akıntı(İrinli idrar yolu akıntısı) ve dizüri (İdrarda yanma) şikayetleri ile üretrit (İdrar yolu enfeksiyonu) gelişir.

Kadında mukopürülan servisit (Rahim ağzı iltihabı), anormal vajinal akıntı, cinsel ilişki sonrası kanama gibi şikayetlerle ortaya çıkabilir.

Yenidoğanlarda ve nadiren yetişkinlerde konjonktivite (Göz enfeksiyonu) de neden olabilir.

Sistemik yayılma olasılığı vardır. Bunun sonucunda artrit , cilt lezyonları, endokardit, menenjit gibi farklı organlarda iltihabi durumlar gelişebilir. 

Tedavisi Nasıldır?

Çeşitli antibiyotikler ile gonore başarıyla tedavi edilir. Gonoreli kişiler mutlaka doktor kontrolünde tedavi ve takip edilmelidir. Akıntı, idrar yaparken yanma, ağrı veya genital bölgede  kızarıklık görülmesi durumunda hemen hekime başvurmalıdır.

Gonore tanısı alan ve tedavi gören kişinin yakın dönemde cinsel ilişkiye girdiği partner/ partnerlerinin de muayene, test ve gerekirse tedavilerinin yapılması gerekir. Böylece bu kişilerde gelişebilecek olası istenmeyen durumlar engellenebilir ve bu kişilerin enfeksiyonu tekrar tekrar bulaştırmaları önlenir. Tedavi başarısını artırmak için, hastaların tedavi sonuçlanana kadar cinsel ilişkide bulunmamaları önerilir. Tedavi sonrasında hastalığın nüks edebilmesi nedeni ile takip ve izlem önemlidir.

Korunma Yolları Nelerdir?

Hastalığın aşısı yoktur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmakta en önemli unsur, korunmasız cinsel ilişkiden kaçınmaktır. Ayrıca tek eşlilik önerilmektedir. Latex kondomlar her seferinde ve doğru olarak kullanıldığında hastalık bulaşma riskini azaltırlar.

Kimler Riskli Gruptadır?

Cinsel olarak aktif olan herkes gonore olabilir.

Hepatit C

Hepatit C virüsünün neden olduğu karaciğer hücresinin hasarına ve tahribine yol açan karaciğer iltihabıdır.Çoğunlukla sessiz ve herhangi bir belirti vermeden seyreden ve yavaş ilerleyerek geç dönemde ciddi karaciğer hasarına neden olabilen bir hastalıktır.

Hepatit C’ nin Bulaşma Yolları Nelerdir? 

  • Enfekte kan ve kan ürünleri transfüzyonu ile geçiş,
  • Enfekte donörden (vericiden) doku veya organ nakli ile geçiş,
  • Damar içi uyuşturucu kullanımı sırasında enjektör paylaşımıyla geçiş,
  • Dövme, piercing gibi kozmetik amaçlı vücut delici işlemlerin steril olmayan koşullarda yapılması, mukozadaki açıklıktan (yara, çizik vs) geçiş,
  • Gebelikte anneden bebeğe geçiş (<%5),
  • Cinsel yolla geçiş (Tartışmalı olmakla birlikte birçok çalışmada düşük oranda da olsa geçiş riski olabileceği gösterilmiştir.)

Belirtiler:

  • İştahsızlık, 
  • Bulantı, 
  • Kusma, 
  • Karın ağrısı,
  • Nadir olarak da sarılıktır.

Kuluçka dönemi ortalama 2 hafta ile 6 ay arasındadır. Hastalığın büyük çoğunluğu belirtisiz seyreder. Hastaların çoğunda, siroza ve/veya karaciğer kanserine neden olabilecek uzun süreli kronik karaciğer enfeksiyonu gelişir.

Tedavisi

Hekim kontrolü altında kullanılacak antiviral ilaçlar ile tedavi edilebilir.

Korunmak İçin Neler Yapılır?

Hepatit C virüsüne karşı henüz onaylanmış bir aşı yoktur. Toplumdaki bireylerin kendilerini korumaya yönelik bilinçlenmesi gerekir. Hastalık hakkında bilgilenmek ve gerekli önlemleri almak hastalığın yayılmasını engelleyecektir. Korunmasız cinsel ilişkilerden kaçınılmalı ve cilt delen uygulamalarda kullanılan aletlerin steril olmasına çok dikkat edilmelidir.

Hepatit E Virüsü

Hepatit E virüsünün neden olduğu karaciğer hücresinin hasarına ve tahribine yol açan iltihabi karaciğer hastalığıdır.

Nasıl Bulaşır?

Hepatit E virüsü dışkının bulaştığı yiyecek, içecekler ve kirli ellerle virüsün ağızdan alınması ile bulaşır. Genellikle kirli sularla yayılır, ancak, pişmemiş veya az pişmiş hayvansal ürünlerin yenilmesiyle de (domuz, yaban domuzu, geyik gibi enfekte hayvanların ürünleriyle, çiğ veya az pişmiş deniz ürünleriyle) bulaşabilir. Salgınlar, suya kanalizasyon karışması sonucu ya da uygun temizlik ve arıtma koşulları sağlanamayan yerleşim yerlerinde kirlenmiş su ile gerçekleşir. Hijyenik şartların kötü olduğu ülkelerde Hepatit E taşıyıcılık oranı yüksektir. 

Nadiren kan nakli yoluyla da bulaşma tanımlanmıştır.

Belirtileri

Hastalığın kuluçka süresi 40 gün civarında olup, ortalama 3 ile 8 hafta arasında değişir. Bulaştırıcılık dönemi bilinmemektedir. 

Belirtiler; ateş, halsizlik, iştah kaybı, bulantı kusma, karın ağrısı, deri ve gözlerde sarılıktır. Hastalığın kronik bir aşaması bulunmamaktadır. Genellikle genç yetişkinlerde (15-49 yaş) görülür. Özellikle çocuklarda ve erişkinlerde hastalık belirtisiz de seyredebilir.

Tanısı Nasıl Konur?

Hastalığın tanısı kan örneğinden yapılan testler ile konulur.

Tedavisi

Özgül bir tedavisi bulunmamaktadır ancak hastanın yakınmalarını hafifletmek için çeşitli tedaviler uygulanabilir. Hastalık belirtisi gösteren kişiler en kısa zamanda hekime başvurmaları gerekmektedir.

Korunma Yolları Nelerdir?

Hastalığı önlemek için bir aşı ve ilaç yoktur. Hastalıktan korunma; ellerin sık sık yıkanması, virüsün bulaşmış olma olasılığının bulunduğu besinlerin pişirilmesi, suların kaynatılması gibi hijyenik önlemleri içerir. Hijyen kurallarına uyulması bulaşma riskini azaltmakla beraber tamamen engelleyemez. Çevresel şartların düzenlenmesi ve toplumsal bilinç düzeyinin yükseltilmesi gerekir.Özellikle yemek yemeden önce, tuvaletten önce ve sonra, su ve sabun ile eller yıkanmalıdır. Temiz olduğundan ve iyice piştiğinden emin olunan yiyecekler tüketilmelidir. Zorunlu hallerde su, en az 10 dakika kaynatılarak kullanılmalıdır. Klor kullanma talimatına uygun şekilde mutlaka sular dezenfekte edilmelidir.

Kimler Riskli Gruptadır?

Kronik karaciğer hastalığı olanlar, kronik HBV/HCV hastaları, HIV/AIDS hastaları, pıhtılaşma bozukluğu olanlar, organ ve kemik iliği nakli adayları ve alıcıları, eşcinsel/biseksüel erkekler, kanalizasyon işçileri, sağlık kurumlarında alt bakımı hizmeti verilen servislerde çalışan personeller, fekal (dışkı) materyal ile çalışan laboratuvar çalışanları daha fazla risk altındadır.

Hamile kadınlarda görülen Hepatit E enfeksiyonu daha risklidir. Hamilelerde son 3 aylık dönemde düşük, erken doğum, ciddi karaciğer yetmezliği ile ölüm riskinin artmasına sebep olabilir. 

HIV/AIDS

HIV (İnsan Immun Yetmezlik Virusu) enfeksiyonu, etken virüsün etkisiyle bağışıklık sisteminin giderek baskılandığı kronik bir enfeksiyon hastalığıdır. AIDS (Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu), kişiye HIV ’in (İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) bulaşması sonucunda oluşan ve kişinin bağışıklık sistemini etkileyen çok ciddi ve öldürücü bir hastalıktır.

Nasıl Bulaşır?

Virüs, hasta kişi ile korunmasız (kondom, kılıf, kaput, prezervatif kullanılmadan) yapılan her türlü (oral, vajinal, anal) cinsel ilişki ile ortak kullanılan kirli enjektör veya cerrahi malzemelerle, test edilmemiş kan ve kan ürünleriyle, hasta anneden bebeğe gebelik sırasında, doğum sırasında ve emzirme ile bulaşır.

HIV/AIDS Şu Yollarla Bulaşmaz

HIV /AIDS; sosyal öpüşme, dokunma, tokalaşma, sarılma, el sıkışma, aynı ev, işyeri ve odada bulunma, yüzme havuzu, banyo, duş, genel tuvalet, hamam, havuz, sauna paylaşımı, aynı telefonu kullanma, sigarayı paylaşma, giysilerin ortak kullanımı, tabak, çatal, kaşık, bıçak, bardak paylaşımı, sinek sivrisinek, böcek sokması, hayvan ısırması, evcil hayvanlarla aynı ortamda bulunma ile bulaşmaz.

Belirtileri Nelerdir?

Hastalığın nedeni lentivirus ailesine mensup bir retrovirüstür. HIV iki majör viral türe sahiptir. HIV tip 1(HIV-1) ve HIV tip 2 (HIV -2) çeşitleri olan virüsün pandemisinden sorumlu olan HIV-1’dir

Tedavisi Nasıldır?

Kurumumuz web sitesinde de yayınlanmakta olan HIV/AIDS Tanı Tedavi Rehberi’nde yer alan standartlar doğrultusunda yürütülmektedir.

Hasta kişiler mutlaka doktor kontrolünde tedavi ve takip edilmelidir.

Korunma Yolları Nelerdir?

HIV/AIDS hastalığında henüz virüsün vücuttan atılmasını sağlayabilecek tedavisinin olmayışı ve aşı çalışmalarının da devam ediyor olması nedeni ile hastalığın yayılmasının kontrolünün zor olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca yaşam kalitesini artırıp, yaşam süresini uzatan tedavilerin bulunması, fırsatçı enfeksiyonların önlenmesinin önemi ve tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkilerinin ortaya çıkması ve ilaçların yüksek maliyetli olması erken dönemde HIV enfeksiyonuna özel bir önemin verilmesini ve hastalıkla ilgili eğitimlerin, bilgilendirmelerin hızla yapılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. 

Tek eşlilik ve ilişki sırasında kondom kullanılması, kan ürünlerinin transfüzyonlarında gerekli testlerin ve taramaların yapılması (Bakanlığımızca 1986 yılında tüm kan ve kan ürünleri HIV yönünden taranmasına ilişkin genelge yürürlüğe koyulmuştur.), enjektör ve cerrahi malzemelerinin steril veya tek kullanımlık olmasına dikkat edilmesi gerekir.

Emzirme yoluyla da HIV/AIDS hastalığı geçebilmektedir. Gebede bu hastalık varsa bebeğini emzirmemeli,  anne ve bebek için koruyucu tedavi uygulanmalıdır.

Kimler Riskli Gruptadır?

HIV pozitif kişinin partneri olmak, korumasız cinsel ilişkiye girmek, damar içi ilaç bağımlısı olmak, ortak enjektör kullanımına maruz kalmak risk oluşturmaktadır. Ayrıca, HIV pozitif gebelerin bebekleri, riskli temas öyküsü bulunan kişiler risk altındaki gruplardır. 

Klamidya Enfeksiyonu

Klamidya enfeksiyonu “chlamydia trachomatis” adı verilen bakterinin sorumlu olduğu bir hastalıktır ve özellikle gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşabilen hastalıkların en sık görülenidir. Kadınlarda servisit adı verilen rahim ağzı enfeksiyonuna neden olurken, hem erkek hem de kadınlarda üretra (İdrarın dışa atıldığı boru, idrar yolu) ve rektumun (Kalın bağırsağın makata yakın olan kısmı) enfeksiyonlarından sorumludur. 

Halk arasında çok fazla bilinmeyen bu hastalık kadınlarda çok ciddi hasara neden olabilen pelvik iltihabi hastalıklara yol açabilir. Bu hastalığın doğal sonuçları arasında kronik pelvik ağrı, tüplerde hasar ve buna bağlı olarak dış gebelik riskinde artış ve hatta kısırlık sayılabilir.

Nasıl Bulaşır?

Klamidya cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Klamidya temel olarak, bakteri ile enfekte olan bir partnerin penis, vajina, ağız veya anüsü ile temas yolu ile bulaşır. Klamidya aynı zamanda tedavi edilmemiş klamidya enfeksiyonu olan enfekte bir gebeden doğum sırasında bebeğine de bulaşabilir. Bebekte opthalmia neonatorum adı verilen göz enfeksiyonu ya da zaatürre (akciğer enfeksiyonu) olarak kendini gösterebilir.

Belirtileri Nelerdir?

Genelde belirti vermemesine rağmen, bazı kadınlarda hafif sarımsı akıntı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, vajinal bölgede yanma ve kaşınma, kızarıklık, şişlik, dış genital organlarda yaralar, ilişki esnasında ağrı ve anormal kanama gibi klamidya enfeksiyonuna özgü olmayan nonspesifik tabir edilen belirtiler olur. Erkeklerde ise en sık bulgu, penis akıntısı ve idrar yaparken olan yanmadır .

Çoğu zaman enfeksiyon herhangi bir belirti vermez ve başka bir nedenden dolayı doktor kontrolüne gidene kadar fark edilmez. Problemin erken dönemde fark edilebilmesi için yılda bir kez doktor kontrolü ve tarama testlerinin yapılması önerilmektedir. Bu özellikle genç kadınlarda ve birden fazla partneri olan 35 yaş üstü kadınlarda önemlidir.

Tedavisi Nasıldır?

Enfeksiyon tanısı konduktan sonra standart tedavi protokolleri ile tedavisi basit ve etkilidir. Klamidya ile gonore (bel soğuklu) genelde bir arada bulunduğundan bu hastalıklardan biri teşhis edildiğinde diğerine yönelik tetkik ve tedaviler de mutlaka yapılmalıdır. Antibiyotikler enfeksiyonu tedavi edebilir ancak ortaya çıkan hasarı onaramazlar. 

Tekrarlayan klamidya enfeksiyonları nadir değildir. Bu nedenle eş tedavisi önemlidir. Hastanın son 6 ay içindeki cinsel partnerleri de sorgulanıp ilgili testler yapılmalı ve ihtiyaç durumunda tedaviye alınmalıdır. Ayrıca tekrarlayan enfeksiyonlar kalıcı hasar riskini arttırmaktadır. Tedavi süresince cinsel ilişkiden kaçınmak gerekir. 

Tedavide kullanılan antibiyotikler hasta tarafından düzgün ve doğru alınırsa yüzde 95 etkili olabilir kısa bir sürede şifa sağlanabilir. Eğer hasta bebek istiyorsa, yani gebeliği önleyici bir yöntem kullanmıyorsa, hamile olma olasılığı nedeni ile doktorun haberdar olması önemlidir.

Hasta kişiler mutlaka doktorun kontrolünde tedavi ve takip edilmelidir. Yenidoğan dönemi dışında, büyük çocuklarda klamidya enfeksiyonu saptandığında cinsel taciz öncelikle düşünülmelidir. 

Korunma Yolları Nelerdir?

Hastalığın aşısı yoktur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmakta en önemli unsur, korunmasız cinsel ilişkiden kaçınmaktır. Ayrıca tek eşlilik önerilmektedir. Cinsel ilişkide mutlaka kondom kullanılmalıdır. Kadınların yılda bir kere klamidya testi yaptırması önerilmektedir.

Kimler Riskli Gruptadır?

En fazla görülen cinsel yolla bulaşan hastalık olduğundan dolayı, korunmasız cinsel ilişki ve birden fazla cinsel eş hastalık riskini çok arttırır. En az yılda bir kez herhangi bir yakınma olmasa bile kontrole gitmek ve test yaptırmak önerilmektedir.

Kolera

Kolera,Vibrio cholerae isimli bakterinin neden olduğu bağırsak enfeksiyonuna bağlı olan, akut ve şiddetli ishal ile seyreden bir hastalıktır. Kolera, kalabalık ortamlarda yaşayan savaş, yoksulluk ve doğal afetlerden etkilenen topluluklarda kolayca yayılıp ölümlere yol açabilmektedir.

Koleranın su ve kişisel hijyenin yetersiz olduğu yerde görülme olasılığı daha fazladır. Başta su hijyeninin yetersiz olduğu toplumlar olmak üzere, göçmenler ve yerleşik düzeni olmayan nüfus gruplarında kamp hayatının olduğu bölgelerde, ayrıca kanalizasyon sisteminin içme ve kullanma sularına karıştığı aşırı yağmur, sel, deprem gibi doğal afetlerden sonra görülme riski yüksektir. Risk altındaki toplumun yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve halkın eğitimi, hastalığın önlenmesinde esastır.

Nasıl Bulaşır?

Kolera, enfeksiyon oluşturabilecek miktardaki kolera etkeninin ağızdan alınmasıyla bulaşır. Enfeksiyon genellikle dışkı karışmış sular aracılığı ile bulaşmaktadır. Bulaşma, bu suyun doğrudan içilmesiyle ya da bulaştığı yiyeceklerin yenmesi ile gerçekleşir. Hastalık bulaşmış kişilerin kirli elleriyle temas eden yiyecekler de hastalığı bulaştırabilir. Koleranın direk temas ile (örn. tokalaşma, dokunma ya da hasta bir kişiye tedavi ederken) insandan insan geçişi gözlenmemiştir.

Kuluçka süresi, birkaç saatten, beş güne kadar uzayabilir ancak genellikle 2-3 gündür.

Dışkıda Kolera etkeni bulunduğu sürece bulaşıcılık devam eder. Genellikle iyileştikten sonra birkaç gün sonraya kadar dışkıda etken görülse de bazen taşıyıcılık aylarca sürebilir. Etkin antibiyotikler bulaşıcılık süresini kısaltır.

Belirtileri Nelerdir?

Kolera enfeksiyonlarının çoğu hafif seyreder. Hastalarda hiçbir semptom olmayabilir veya yalnızca hafif bir ishal olabilir. Karın ağrısı, bulantı, kusma, bol ve sık, pirinç suyu görünümünde dışkılama, su mineral ve tuz kaybına bağlı olarak susuzluk hissi, kas krampları görülebilmektedir.

Ancak hastaların bir bölümünde hastalık ağır sulu ishal ve kusma ile başlar ve vücuttan büyük miktarda sıvı ve tuz kaybı ile sonuçlanır. Hastada susama hissi oluşur, idrar çıkışı durur, hızlı bir kilo kaybı ve sıvı kaybı gelişir. Ağır kolera olgularında sıklıkla mide, kol ve bacaklarda kramplar olur. Bu kişilerde vücut sıvılarının hızla kaybedilmesine bağlı dehidratasyon ve şok tablosu ortaya çıkar. Tedavi edilmez ise saatler içinde ölümle sonuçlanabilir.

Tanısı Nasıl Konur?

Dışkı ve kusmuktan alınan örneklerin laboratuvar analizi sonucu tanı konulur.

Tedavisi Nasıldır?

Kolera vakalarının tedavisine hemen başlanmalıdır. Gecikmiş veya yetersiz tedavi çok kısa sürede (semptomlar başladıktan sonraki 6-8 saat içerisinde) sıvı kaybı, dolaşım yetersizliği ve ölüm ile sonuçlanabilir. En kısa zamanda hekime başvurulmalıdır.

Korunma Yolları Nelerdir?

Koleradan tam koruyan bir aşı bulunmamaktadır.

Temiz suya sahip olmak sağlık için temel gerekliliktir. Kolera enfeksiyonlarının asıl kaynağı kirli sulardır. Bu nedenle içme suyu kadar, yiyecek hazırlamada ve banyo yapmada kullanılan sularında temiz olması önem taşımaktadır

  • İçme ve kullanma suyu olarak klorlanmış şebeke suyu tercih edilmeli, kaynağı bilinmeyen ve klorlanmamış suları tüketmemeli, ancak zorunlu durumlarda 10 dakika kaynattıktan sonra kullanılmalıdır.
  • Kişisel hijyen kurallarına uyulmalı ve eller;
  • Yemekten önce ve sonra 
  • Tuvaletten önce ve sonra
  • Yemek hazırlamadan önce ve sonra 
  • Bebeklerin altını değiştirmeden önce ve sonra 
  • Bebekleri beslemeden önce ve sonra mutlaka bol temiz su ve sabunla yıkanmalıdır.
  • Toplu yaşam alanlarında tuvalet temizliği ve hijyeni, kapı kolları ve musluk temizliği çamaşır suyu ile sulandırılmış su kullanarak yapılmalıdır.
  • Kolera bulunan bölgelere seyahat edecek kişiler kaynağını bilmedikleri su ve açıkta satılan gıdaları tüketmemeye özen göstermelidir.
  • Kolera olan bölgede özellikle çiğ deniz ürünlerinin yenmemesi gerekir. Deniz ürünlerinin ve yemeklerin en az 70 derecede pişirilmesi gereklidir.
  • Kolera hastasının dışkısı, kusmuğu ile kirlenen yüzeyler ve hastaların kullandığı eşyalar dezenfekte edilmelidir.
  • Karasinek gibi hastalığın yayılmasında önemli rol oynayan vektör ve haşerelerle mücadele edilmelidir. 

Bireyler için kolera riskini azaltmada en etkili yollar, hijyenik gıda ve su tüketmeye özen gösterilmesi, insan atıklarının güvenli bir şekilde bertaraf edilmesi ve kişisel temizliktir.

Kimler Riskli Gruptadır?

Hastalıktan en çok kişisel temizlik kurallarına dikkat etmeyen, el yıkama alışkanlığı olmayan, yiyecekleri tüketmeden önce iyi yıkamayan ve yeterince pişirmeden yiyen, güvenli içme ve kullanma suyuna ulaşımın olmadığı toplum ve kişiler etkilenmektedir.

Hastaların Kolera belirtileri göstermeleri durumunda özellikle çocuk, yaşlı ve hamilelerin sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir.

Lejyoner Hastalığı

Lejyoner hastalığı, Legionella ailesi bakterilerinin neden olduğu bir akciğer iltihaplanmasıdır. Legionella bakterilerinin değişik birçok türleri olsa da, Legionella pneumophilabu hastalığa en fazla neden olan bakteridir. 

Nasıl Bulaşır?

Legionella bulaşmış su damlacıklarının soğutma kulelerinin fanları, jakuzi ve duş başlıkları, sprey nemlendirme cihazları, dekoratif fıskiyelerle aracılığı ile havaya saçılarak solunum yolu ile alınarak akciğerlere ulaşması ile hastalığın bulaştığı düşünülmektedir. İnsanlar evde, işyerinde veya halka açık yerlerde bu bakterilere maruz kalabilirler. 

Belirtileri Nelerdir?

Hastalığın belirtileri 2-10 gün içerisinde başlar. Belirtiler grip benzeri ateş, kas ve eklem ağrıları, başağrısı, kuru öksürük, karın ve ishal şeklindedir. Bu şikayetler birkaç hafta sürebilir.

Tedavisi Nasıldır?

Tedavi antibiyotiklerle olur. Erken dönemde antibiyotik başlamak en iyi seçimdir. Tedavide gecikilirse sonuç kötü olabilir.

Hastalık belirtilerinden şüphelenildiğinde en yakın sağlık merkezine başvurulmalıdır.

Korunma Yolları Nelerdir?

Hastalığın aşısı yoktur.

Kimler Riskli Gruptadır?

Sigara ve alkol bağımlıları, 50 yaş üzerindeki kişiler, şeker ve kalp rahatsızlığı gibi sürekli bir hastalığı olan ve kanser gibi nedenlerle bağışıklığı zayıflamış kişilerin hasta olma riski yüksektir. Erkekler kadınlara göre iki kat daha fazla risk altındadır.

Lepra (Cüzzam)

Cüzzam, “Mycobacterium leprae” isimli bakteri tarafından oluşturulan bir enfeksiyon hastalığıdır. Kendi kendine sınırlanan veya ilerleyici olabilen bölgesel ya da geniş yayılımlı bir hastalık tablosu vardır. Esas olarak sinirleri, deriyi, üst solunum yolunu, gözü, kemikleri ve testisleri tutar.

Nasıl Bulaşır?

Bulaşma şekli kesin olarak bilinmemesine karşın solunum yolu ile bulaş en çok kabul edilenidir. Lepra etkeninin tek kaynağı insandır. Lepranın bulaşması; hasta kişinin bulaştırıcılığına, temasın yakınlığına, sıklığına ve süresine bağlıdır. Bulaşma genellikle çocukluk çağında aynı aile içindeki uzun süre temas edilen aktif hastalardan kaynaklanmaktadır.

Belirtileri Nelerdir?

Aşağıda sıralanan belirtilerden bir veya birkaçı cüzzam hastalığını düşündürmelidir:

  • Vücudun herhangi bir yerinde deriden açık renkte, oval veya yuvarlak, kabarık olmayan, hiçbir şikâyet yaratmayan kepeksiz, bazen hafif duyu kusuru gösteren leke.
  • Çocuklarda ve gençlerde burunda sürekli tıkanma ve sık sık tekrarlayan burun kanamaları.
  • Deri üzerinde bir veya daha fazla kabarık plak şeklinde, kılsız, terlemeyen, kepekli, mutlaka duyu kusuru olan lezyonlar.
  • Belirli yerlerde özellikle ön kol iç yüzde duyu eksilmesi.
  • 4. ve 5. parmakların elde içe kıvrılması, avuç içi kaslarda erime başlaması, kol ve bacak sinirlerinde kalınlaşma ve ağrılı olmaları.
  • Kaşların uçlardan dökülmesi.
  • Yüzde ödem, alın derisi ve kulakların morumsu kabarık sert nodüllerle dolması.
  • Alt göz kapaklarının kapanmaması.

Tedavisi Nasıldır?

Hastalığın tedavisi vardır, hastalar ülkemizde ve dünyada ücretsiz olarak tedavi edilmektedir. Tanı konulduktan sonra en az üç ilaçtan oluşan bir kombine tedavi ile hastalar tamamen iyileşmektedir.

Cüzzam hastalığı olan kişiler uzman hekim tarafından takip edilmeli ve hekimin önerdiği ilaçları uygun biçimde kullanmalıdır. Cüzzam hastasının tüm yakınları lepra açısından düzenli olarak kontrol edilmekte ve bunlar arasında saptanan yeni hastalar henüz sakatlıklar oluşmadan erken dönem de tedavi altına alınmaktadır. Erken dönemde bulaşın önüne geçmek için en sık uygulanan yöntem hastanın lepra hastanelerinde, sanatoryumlarda veya evde izolasyonudur. Bunun amacı sağlıklı toplum ile hastanın kontağının kesilmesidir.

Çocuklarda uygulanan tedavi protokolü erişkinlere benzerdir ancak dozlarda değişiklik olmaktadır. 

Gebelik, hastalığın ağırlaşmasına yol açabilir. Endişe edilmesine gerek yoktur, çünkü gebe hastaların da tedavi için kullanabileceği ilaç vardır. Doğumdan sonra anne süt vermeye başlayınca ilaç tedavisi uygulanır. Böylece hem anne tedavi olur hem de ilacın metabolize olmasıyla süte geçen ilaç kalıntıları bebekte koruma sağlar.  

Korunma Yolları Nelerdir?

Hastalık yetişkinlere bulaşmaz. Ancak hastalara yakın çevredeki çocukların hastalıktan korunması çok önemlidir. Bunun için bebek ve çocuklara BCG aşılamaları ve profilaksi amaçlı ilaç verilebilir. Çocukların hastalık olan çevreden uzaklaştırılmaları en uygun tedbirdir.

Cüzzam için özel bir aşı olmamakla birlikte verem (tüberküloz) aşısı korunmada etkili bulunmuş ve uygulanmaktadır. 

Kimler Riskli Gruptadır?

-Hastalığın endemik olarak görüldüğü bölgelerde yaşayan kişiler,

-Aktif lepra hastası ile uzun süreli yakın temasta bulunan ve hastalığa yatkınlığı olan kişiler risk altındadır.

Meningokoksik Menenjit

Meningokoksik menenjit, ani başlayan ateş, şiddetli başağrısı, bulantı ve kusma, ense sertliği ve sıklıkla pembe renkli döküntüler ile seyredebilen bir hastalıktır. Hastalığınkuluçka süresi ortalama 3-4 gün olmakla beraber 2 ile 10 gün arasında değişebilir. 

Nedenleri:

Hastalığın etkeni Neisseria meningitidisadı verilen bir bakteridir. 

Nasıl Bulaşır?

İnsandan insana ya doğrudan temasla ya da solunum yollarından damlacıklarla bulaşır. Meningokoksik menenjit dünya üzerinde her yerde görülebilmekte olup, kış ve ilkbahar aylarında diğer aylara göre daha fazla görülmektedir. Özellikle çocuklar ve genç erişkinlerde daha fazla görülür. Kalabalık yerlerde ve toplu yaşanan yerlerde hasta kişilerden diğerlerine bulaşma ihtimali daha fazladır. 

Belirtileri Nelerdir?

Bir kişide akut başlangıçlı ateş ile birlikte; ense sertliği ve/veya bilinç değişikliği ve/veya huzursuzluk, başağrısı, bulantı-kusma ve pembe renkli döküntü ile seyreden bir hastalık tablosu ile karşılaşıldığında, meningokoksik menenjitten şüphelenilmelidir.

Tedavi ve Korunma

Menenjit tanısı konan hastalar hastanede tedavi edilir. Hekim tarafından belirlenen uygun antibiyotikler tedavide kullanılır. 

Hafif hastalık belirtileri ortaya çıktıktan sonra hemen bir sağlık kurumuna başvurmalıdır. Çünkü menenjit acil bir hastalıktır ve menenjit düşünülen hastada tedavi hemen başlanmalıdır.

Hamile ve emziren kişiler ile çocuklar Meningokoksik Menenjit olması durumunda en yakın sağlık kurumuna başvurarak bir an önce kişisel korunma yöntemlerinin uygulanması gerekmektedir.

Korunma Yolları Nelerdir?

Korunmada, hekim tarafından uygun görülen yakın temaslı kişilere proflaktik(koruyucu) antibiyotik verilmesi önemlidir. 

Meningokok aşısı, ülkemizde sadece risk gruplarına yapılmakta ve rutin bağışıklama takvimi içinde yer almamaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde er ve erbaşlara rutin olarak uygulanmasının yanı sıra, hastalık etkeninin sürekli olarak görüldüğü bölgeleri ziyaret edecek olanlara (Hac ziyareti gibi) meningokok aşısı yapılmaktadır. 

Kimler Riskli Gruptadır?

Meningokokal hastalığın insanlar arasında en sık görüldüğü yaş grupları 3 kategoriye ayrılır. Özelikle 1 yaşından küçük bebeklerde (0-6ay), ergenler ve 16-24 yaş arasındaki genç erişkinlerde ve 65 yaş ve üzeri grupta hastalık daha fazla oranda görülmektedir. 

Hastalığa yatkınlık yaratan diğer faktörler aşırı kalabalık ortamlarda yaşama (yatılı okullar ve aske­riye), yoksulluk, sigara içmek veya sigaraya maruz kal­mak, özellikle grip başta olmak üzere viral solunum yolu enfeksiyonu geçirmek, kış ayları ve yeni bir topluma taşınmak sayılabilir.

MERS-CoV

MERS-CoV ; ilk defa 2012 yılında Suudi Arabistan’da tanımlanan ve yeni bir coronavirüsün neden olduğu bulaşıcı solunum yolu hastalığıdır. Coronavirüsler ise bulgusuz, hafif soğuk algınlığından ağır hastalığa (SARS) ve akut solunum yolu yetmezliği sendromu kadar farklı belirtilere neden olabilen geniş bir virüs ailesidir.

Nasıl Bulaşır?

Şu an için MERS-CoVirüsünün develerden kaynaklandığından şüphelenilmektedir. Ancak hastalığın insanlara nereden ve nasıl bulaştığı henüz kesin olarak bilinmemektedir. Hastalık insandan insana yakın temas ile bulaşabilmektedir ancak şu an için hızla yayılmamaktadır. İnsandan insana olan bu bulaşma aile bireyleri, hastanelerdeki hastalar ve sağlık çalışanları arasında olmuştur.

Belirtileri Nelerdir?

Ateş, titreme, baş ağrısı, baş dönmesi, boğaz ağrısı, kuru öksürük, nefes darlığı, kas ağrısı gibi genellikle solunum yolu hastalıklarının ortak özellikleri ilk şikayetler olarak ortaya çıkar.

Ayrıca kusma, ishal gibi gastrointestinal semptomlar da görülebilmektedir. Bazı vakalarda kanlı balgam görülmüştür. Ateş olmadan hafif solunum yolu hastalığı ve zatürre gelişmeden önce ishal ile gelen atipik vakalar da bildirilmiştir. Hastalık şiddetli olduğunda yoğun bakım ve solunum cihazına gerek duyulmaktadır. Bazı hastalarda da özellikle böbreklerde organ yetmezliği meydana gelmiştir. MERS-CoV vakalarının yaklaşık %40’ı maalesef hayatını kaybetmiştir.

Tedavisi Nasıldır?

MERS-CoV için özel bir tedavi olmaması, virüsün tam bilinmemesi nedeni ile uygulanan tedavi destekleyici, ikincil enfeksiyonları ve komplikasyonları önlemeye yöneliktir. 

MERS-CoV tanısı almış kişiler mekanik solunum desteği ve solunum izolasyonu sağlayabilecek bütün hastanelerde takip ve tedavi edilebilirler. 

Eğer bir kişi MERS-CoV enfeksiyonu açısından kesin tanı almışsa veya şüpheleniliyorsa ve hastaneye yatması gerekmiyorsa;

  • Evindeki ve toplumdaki diğer kişilere hastalığı bulaştırma riski nedeni ile evindeki diğer kişilerden farklı bir odada oturmalı,
  • Doktor randevusu öncesi durumu hakkında sağlık kuruluşuna bilgi verilmeli, 
  • Öksürdüğünde veya hapşırdığında bir mendille (tercihen kağıt mendille) ağzını kapatmalı, kullanılmış mediller ağzı kapalı ve delik olmayan naylon poşetlere konularak ağzı kapatılarak ikinci bir naylon poşet içerisinde atılmalı, 
  • Ellerini sıklıkla yıkamalı; 
  • Başka bir kişi/kişiler ile aynı ortamı paylaştığı (ev, sokak, toplu taşıma araçları, hastane vb.)zaman yüz maskesi takmalı,
  • Kişisel eşyalarını başkaları ile paylaşmamalı, ev halkının bardak, tabak, havlu gibi eşyalarını kullanmamalı; eğer kullanması gerekirse bu eşyaları iyice su ve sabunla yıkamalıdır.
  • Ayrıca bulgularını takip etmeli, eğer hastalığında bir kötüleşme olursa acil tıbbi yardım istemelidir.

MERS-CoV enfeksiyonu için tanı konulmuş veya değerlendirmesi devam eden bir kişi ile yakın temas etmiş olanlar, son temaslarından sonraki 14 gün boyunca günde iki kez ateşleri ölçülmeli, öksürük, solunum sıkıntısı ile baş ağrısı, boğaz ağrısı, bulantı-kusma ve ishal gibi diğer erken semptomların olup olmadığını takip etmelidirler.

Hamile ve emziren bayanlarla çocuklar için özel bir uygulama gerekmeyip diğer hastalara yapılan önerilerle aynıdır. Sadece annenin bebeğine yaklaşırken yüz maskesi takması önerilir.

Korunma Yolları Nelerdir?

MERS-CoV enfeksiyonu için aşı yoktur. Suudi Arabistan başta olmak üzere Orta Doğu ülkelerinde vakalar görülmesi nedeniyle buraya yolculuk planlayanlar için korunma tedbirleri uygulanmalıdır. Hac ve umre yolculuğu yapacak kişiler için el hijyeni, öksürük ve aksırık sırasında ağız ve burun kapatılması, solunum sekresyonları ile temas durumunda ellerin yıkanması akut ateşli solunumsal semptomları olan kişilerden en az 1 metre uzakta durulması, kalabalık alanlarda maske kullanılması gibi solunumsal hijyen önerileri, gıda güvenliği önerileri (çiğ süt ve hayvansal ürünler tüketmemek, çiğ tüketilecek sebze ve meyveleri iyice yıkayarak tüketmek gibi), kişisel hijyen önerileri ile hayvanlarla temastan kaçınılması, sağlık kuruluşuna başvurmaları halinde diğer hastalarla teması en aza indirilmesi tavsiye edilmektedir.

Kimler Riskli Gruptadır? 

Bağışıklık sistemleri zayıflamış olanlar, yaşlı insanlar ve kanser, şeker hastalığı, kronik akciğer hastalığı olanlarda hastalık daha şiddetli seyretmektedir. Başlıca riskli gruplar;

  • 65 yaş ve üzerinde olanlar,  
  • Kalp hastalığı olanlar, 
  • Böbrek hastalığı olanlar, 
  • Solunumsal hastalığı olanlar, 
  • Diyabet gibi kronik bir hastalığı olanlar,
  • Doğumsal veya edinilmiş immün yetmezliği olanlar, 
  • Malign hastalığı olanlar, 
  • Son dönem hastalığı olanlar, 
  • Hamile kadınlar, 
  • 12 yaşın altındaki çocuklar.

Norovirüs Enfeksiyonları

Tüm dünyada erişkin ve çocuklarda görülen ishallerin önemli bir kısmından norovirüssorumludur. Hastalık bütün yıl boyunca görülebilir ve her yaştan kişiyi etkileyebilmektedir. İshal şikâyeti ile hekime başvuran erişkinlerin yaklaşık %20’sinden norovirusler sorumludur. Norovirusler aynı zamanda virüslerden kaynaklanan ishal salgınlarının %60-95’ini oluşturmaktadır.

Nasıl Bulaşır?

Esas bulaş ağız-dışkı yoluyla olup kusmukla da olabilir. Bulaşma sıklıkla yuvalarda, göçmen kamplarında, tatil yapılan kamplarda, hastanelerde, okullarda, restoranlarda, gemilerde, askeri birliklerde ve aile içi bireylerde görülmekte ve bu gruplarda salgınlar yapabilmektedir. Norovirus salgınları genellikle, kişiden kişiye temas (%35), kontamine su (içme suyu, havuz suları, göl suları, buz küpleri) ve gıda (midye, istiridye gibi kabuklu deniz hayvanları, salatalar, dondurma, soğuk yiyecekler, sandviç, taze sebze ve meyveler) ile oluşmaktadır. Virüsün ısı ve klorlamaya nispeten dirençli olması su ve gıdayla bulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Virüsün dışkıyla atılımı uzun süre (>3 hafta) devam etmekte olup ilk 24- 48 saatte atılımı en üst düzeydedir. 

Belirtiler Nelerdir?

Kuluçka süresi 18-72 saattir. Hastaların çoğunda ilk olarak bulantının eşlik ettiği ani başlaya karın ağrısı görülür. Genel olarak ishal ve kusma beraber bulunur. Hastada günde 4-8 kez, kansız, mukussuz orta miktarda dışkılama görülür. Hastaların yarısında hafif dereceli bir ateş (37.50C) olabilir. Sıklıkla karın ve kas ağrısı, baş ağrısı, keyifsizlik, halsizlik olabilir. Klinik belirtiler 24-72 saat devam eder. Küçük çocuklarda, yaşlılarda, bağışıklık yetmezliğinde daha çok semptomatik enfeksiyon ve kronik ishale neden olabilir. 

Tanısı Nasıl Konur?

Hastalardan alınan dışkı ve kusmuk örneklerinin mikrobiyolojik olarak incelemesi yöntemi ile tanı konulur. 

Tedavisi Nasıldır?

Genellikle kendiliğinden iyileşir. Ciddi kusma ve ishal gelişen olgularda parenteral (damar yolu) sıvı verilmesi gerekebilir. 

Korunma Yolları Nelerdir?

Gıda, su, kişisel temaslar ve çevresel yüzeyler aracılıyla kolay bulaşma olduğundan norovirüs ile ilişkili salgınların kontrolü güç olur. Su ve gıda kaynaklarının kontamine olmasını önleyici önlemler alınmalı, su kaynağına yüksek klor konsantrasyonları uygulanmalıdır. Hasta eğer hastanede ise çıkartıları ile temas eden sağlık personeli eldiven kullanmalı, temas sonrası hijyenik el yıkama yapılmalıdır. Kontamine çevre %5-10 oranında sulandırılan çamaşır suyu ile temizlenmelidir. 

Norovirüslerin değişik antijenik tipleri olması ve bağışıklık uzun sürmemesi nedeni ile henüz geliştirilmiş bir aşısı yoktur.

Kimler Riskli Gruptadır?

Hamile ve emziren kişilerin hasta olması durumunda derhal hekime başvurmaları, hekim onayı olmadıkça ilaç almamaları gerekmektedir.

Rota Virüs Enfeksiyonu

Rota virüsün neden olduğu, bebekler ve küçük çocuklarda genellikle kusma ve ateşle birlikte kansız ishal ile seyreden akut barsak enfeksiyonudur.

Nasıl Bulaşır?

Bulaşma; dışkı ile kirlenmiş su ve gıdalarla olur. Özellikle kreş, bakımevleri ve çocuk hastanelerinde salgınlar görülebilir. Aile içi yayılım sıktır. Rota virüsler ishalin ortaya çıkmasından önceki günlerde de dışkıda bol miktarda bulunur.

Hastalık en çok 4-5 yaş arası kreş ve bakımevinde kalan çocukları etkilemektedir.

Belirtileri Nelerdir? 

Başlıca belirtileri genellikle 48 saatten az süren kuluçka dönemini izleyen ateş, kusma ile başlar. Sık, sulu, özellikle çok kötü kokulu kansız ishal belirtilere eklenir. İshal 5 – 7 gün sürebilir. Özellikle süt çocuklarında kusma, ishal nedeniyle dehidratasyongelişebilir. Bağışıklık sistemi yetersiz olan hastalarda hastalık daha uzun ve ağır seyir gösterir.

Tanısı Nasıl Konur?

Tanı için dışkı örneği tercih edilir. Tanıda öncelikle başvurulan yöntemler antijenik yapıları saptamaya dayalı testlerdir.

Tedavisi Nasıldır? 

Tedavide başlıca amaç; kusma, ishale bağlı ortaya çıkabilecek dehidratasyonun önlenmesidir. Beslenme devam ettirilmelidir, mümkünse sık aralarla azar azar beslenme yapılmalıdır. Az yağlı gıdalar tercih edilmeli, özellikle anne sütü ile beslenme kesilmemelidir. Yeni doğan bebekler ve 3 ayın altındaki çocuklar anneden geçen antikorlar aracılığı ile enfeksiyondan korunurlar, hastalığı daha hafif geçirebilirler.

Hastalık belirtisi gösteren kişilerin derhal hekime başvurmaları gerekmektedir.

Korunma Yolları Nelerdir?

Genel hijyen önlemleri (el temizliği, temiz su ve gıda kullanımı) bulaşmayı azaltır. El yıkama, enfekte vakaların izolasyonu, hastanelerde hastane kaynaklı ishali önlemede yardımcıdır. Virüs yakınmaların ortaya çıkışından 10 – 12 gün sonrasına kadar dışkı ile atılmaktadır. 

Rota virüse karşı aşı uygulanmaktadır.

Kimler Riskli Gruptadır?

Hastalık açısından kreşe veya bakımevine giden çocuklar ile çocuk hastanesinde tedavi gören çocuk hastalar risk grubundadır.

Sifiliz (Frengi)

Sifiliz (Firengi) doğru tedavi edilmediği takdirde uzun dönemde çok ciddi komplikasyonlara (istenmeyen sonuçlara) neden olan cinsel yolla bulaşan hastalıklardandır. Hastalık etkeni Treponema pallidum adı verilen bir bakteridir.

Nasıl Bulaşır?

Hastalığın ana bulaşma yolu cinsel ilişkidir. Hasta insandan sağlıklıya geçer. Genital bölgeyle temas sonucu vücuttaki bir yaradan mikrop bulaşır. Anal ve oral seks bu hastalığın bulaşmasında önemli faktörlerdir. Ayrıca öpüşmekle de bu hastalığın bulaştığı görülmüştür. 

Yine anneden bebeğe bulaşma ihtimali oldukça yüksektir. Frengi hastası olan hamile bir kadından doğmamış bebeğe geçen mikrop, bebeğin ölü doğmasına neden olabilir. Ayrıca ölü doğmayan bebekler de erken doğum sonucu hayatlarını kaybedebilirler.

Çok nadir olsa da hastalığın başka bulaşma yolları da vardır. Frengili bir kişinin kanının başka bir kişinin yarasıyla teması sonucu hastalık bulaşabilir. Fakat bu düşük bir ihtimaldir. Bu yaralar (şankr)  dış genital organlar, vajina, makat, rektum, ağız ve dudaklarda görülebilir.

Belirtileri Nelerdir?

Bulgular cinsel ilişkiden sonraki 3 hafta içinde ortaya çıkmaya başlar. Hastalık üç evrede görülebilir.

Birinci Evre: Birinci evrede tipik bir sifiliz yarası görülür. Şankr adı verilen kenarları belirgin, sert, yuvarlak-oval, tek, tabanı temiz, sulantılı ve ağrısız bir yara oluşur. Bazen birden fazla da olabilir. Yara etkenin vücuda giriş yerindedir. Çoğu hastada bu dönemde tek taraflı, deriye yapışık olmayan, ağrısız lenf bezi büyümesi de vardır. 

İkinci Evre: Şankırın çıkmasından ortalama 1-6 ay sonra ateş, baş ve boğaz ağrısı, kas-eklem ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, bulantı kusma gibi belirtiler ortaya çıkar. İkinci evre boyunca deri döküntüleri ve/veya yaralar görülebilir. Bu evre vücudun bir ya da birden fazla bölgesinde ortaya çıkan cilt döküntüleriyle başlar. Döküntüler pürüzlü, kabarık, kırmızı, kırmızımsı kahverengi benekler şeklindedir. El avuç içlerinde ve ayak tabanlarında sıktır. Genelde kaşınmaz ve bazen farkına varılamayacak kadar soluktur. Bu döküntülere benzer şekilde ağız, yutak ve genital bölge mukozasında gri-beyaz plaklar şeklinde lezyonlar da görülür. Bu dönemdeki bazı hastalarda sinir sistemi tutulumu, eklem, karaciğer, göz, böbrek tutulumu olabilir. Sifiliz bu evrede doğru tedavi edilmezse bir sonraki evreye ilerler. 

Gizli ve Geç Evre: Sifiliz tedavi edilmezse herhangi bir bulgu vermeksizin yıllarca vücutta kalabilir. Bu dönemdeki bulgular arasında kas hareketlerinin koordinasyonunda güçlük, felç, hissizlik, körlük, ruhsal bozukluklar görülebilir. Bu evredeki hasta bulaştırıcı değildir. Hastalık iç organlarda (kalp, karaciğer, beyin gibi) hasar yaparak ölüme sebebiyet verebilir. Tedavi edilmeyenlerde kalp ve damar tutulumu ve buna bağlı göğüs ağrısı ve enfaktüs görülebilir.

Sifilizin her evresinde sinir sistemi tutulabilir ve bu tutulum belirtisiz olabileceği gibi şuur bozukluğu, felçler, yürüme ve denge bozukluğu, bunama, idrar kaçırma, konuşma bozukluğu gibi bulgulara neden olabilir.

Tedavisi Nasıldır?

Sifiliz hastası olan kişiler mutlaka doktor kontrolünde tedavi ve takip edilmelidir. Tedavide doğru antibiyotik kullanımı önemlidir ancak tedavi enfeksiyonun neden olduğu hasarları geri çeviremez.Penisilin bu hastalığın her evresinde başvurulan ilk seçenektir ve genellikle hastalığı başarıyla tedavi etmektedir.

Korunma Yolları Nelerdir?

Hastalığın aşısı yoktur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmakta en önemli unsur, korunmasız cinsel ilişkiden kaçınmaktır. Ayrıca tek eşlilik önerilmektedir. Cinsel ilişkide mutlaka kondom kullanılmalıdır. Genital bölgede yara, akıntı veya kaşıntı gibi belirtiler gözlendiğinde uzman bir hekime danışılmalı ve cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır.

Kimler Riskli Gruptadır?

Korunmasız cinsel ilişki ve birden fazla cinsel eş hastalık riskini arttırmaktadır.

Tifo

Diğer adı enterik ateş olan tifo; kirli içme-kullanma suları ve temiz olmayan yiyeceklerle bulaşan, genellikle yaz ve sonbahar aylarında salgın şeklinde de görülebilen, ilerleyen durumlarda kalp, beyin, böbrek, akciğer, karaciğer, göz ve kulak sinirlerini etkileyebilen bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık etkeni Salmonella enterica serovar Typhi bakterisidir. Bu bakterinin yaşayabildiği tek canlı insandır. Bakteri vücuda girdikten 1-2 hafta sonra hastalık ortaya çıkar. Bakteri, tifolu hastaların dışkılarında veya idrarlarında, kanlarında, tükürüklerinde veya vücutlarında görülen deri döküntülerinde bulunur.

Nasıl Bulaşır?

Sularla;

  • Kaynağı bilinmeyen,kontamine (bakteri bulaşmış olan) suların içilmesi ve kullanılması,
  • İnsan ve hayvan atıklarının uygun şekilde bertaraf edilmemesi ve bunların kaynak sularına karışması, 
  • İçme ve kullanma sularının yeterince klorlanmaması nedeni ile bulaşabilir.

Gıdalarla;

  • Salmonella taşıyan ve iyi pişirilmemiş et, yumurta, süt ve süt ürünleri gibi gıdalar,
  • Pastörize edilmemiş süt veya meyve suyu, peynir, 
  • Kontamine(kirli) çiğ sebze ve meyve, baharat ve çerezler yoluyla da bulaşma olabilir.

Hayvanlardan İnsanlara 

  • Hasta kümes hayvanları ile temastan sonra, 
  • Özellikle yılan, kaplumbağa, kertenkele gibi sürüngenler, kurbağalar, kuşlar ve civciv gibi evcil hayvanlar ile temastan

sonra hijyen kurallarına uyulmaması halinde bulaşma olabilir. 

İnsandan insana;

  • Bakteri hasta insanlardan diğer insanlara da bulaşabilir.

Belirtileri Nelerdir?

Hastalık ortalama 4 hafta sürer. İlk günlerde yorgunluk ve baş ağrısı olup, birkaç gün sonra ateş yavaş yavaş yükselir. Halsizlik, iştahsızlık, yüksek ateş, baş ağrısı, kabızlık, üşüme, kas ağrıları, öksürük ve boğaz ağrısı gibi tipik olmayan belirtiler ile kendini gösterir. Hastanın vücudu kurudur ve terlemez. Bazı hastalarda burun kanaması da olabilir. Bulantı genellikle şiddetli değildir. İshal yaygın değildir (%33-50), hatta erişkinlerde karakteristik olarak ishale neden olmaz. Küçük çocuklarda hastalık sadece ateş ile ortaya çıkabilir ve daha hafif seyirlidir. Bu haftadan sonra hastalık en şiddetli halini alır. Ateş çok fazla yükselmiştir ve 40°C’yi bulabilir. Tansiyon düşüp, nabız yavaşlar. Belirtiler süreklidir ve kişi çok yorgundur. Karın ve sırt bölgesinde görülen kırmızı lekeler(rose lekeleri), bu dönemde ortaya çıkar. Hastanın dışkısında kan görülebilir. Ağır seyreden vakalarda konfüzyon, deliryum, bağırsak perforasyonu (delinmesi), mide kanaması, damar iltihabı, dolaşım yetmezliği ve ölüme yol açabilir. Son hafta hastalığın belirtileri kaybolmaya başlar ve hastanın ateşi normale döner. 

Tanısı Nasıl Konur?

Klinik bulguların yanı sıra hastadan alınan kan, idrar, dışkı numunelerinden yapılan kültürde etken üretilmesi ile tanı konur. 

TedavisiNasıldır?

Tifo tedavisi mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır. 

Uygun antibiyotik ve sıvı-elektrolit desteği yanında protein ve karbonhidrattan zengin sindirimi kolay besinler ve bol su verilmelidir. Hastalık belirtisi gösteren kişiler derhal hekime başvurmaları gerekmektedir.

Korunma Yolları Nelerdir?

Kesin koruyucu olmamakla birlikte tifo aşısı %51-67 oranında koruyuculuk sağlamaktadır. 

İçme ve kullanma sularının kontrolü, yaşam koşullarının hijyen şartlarına uygun hale getirilmesi ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi temel korunma önlemleridir.

Gelişmiş bir kanalizasyon sisteminin bulunmadığı ve güvenli içme suyunun sağlanamadığı koşullarda, hastalığın toplumda yayılımının önlenmesi pratik olarak mümkün değildir. Bu nedenle ulusal halk sağlığı stratejileri arasında kanalizasyon sistemlerinin iyileştirilmesi, su ve gıda hijyeni nin sağlanması, halkın eğitimi ve antibiyotik kullanımı konularının işlenmesi yer almalıdır.

Kimler Risk Altındadır?

Tifo, özellikle yaz aylarında görülür, salgınlara neden olabilir. Tifo tedavi edilmediği takdirde ölümcül olabilir. Hastalığın sık görüldüğü bölgelere gidecek tüm kişiler potansiyel tifo riski altındadırlar. Aşı tipine göre değişmekle birlikte seyahatten 1-2 hafta önce aşıların tamamlanmış olması gerekmektedir. 

Su ve besin hijyeni, kişisel ve çevresel hijyenin yetersiz olduğu bölgelerdeki insanlar risk altındadır. Özellikle kanalizasyon alt yapısı yetersiz olan bölgelerde risk yüksektir.

Hamile ve emziren kişilerin hasta olması durumunda derhal hekime başvurmaları, hekim onayı olmadıkça ilaç almamaları gerekmektedir.